post-thumb

2020 VEBASI

    Tarih kitapları bu yılı henüz 3 ay geçmesine rağmen görülmedik çok az şeyin kaldığı sene olarak yazacak. Hatta öyleki 2020'nin bitişini gören herkese "Aziz" bile denilecek.
Komiktir ki gelecekteki nesillere bu günleri anlattığımıza abarttığımız söylenecek. Aslında trajikomikmiş... Bu "felaket yılı" ya da "minyatür kıyamet" olarak adlandırılan 2020 yılının ilk üç ayında kısa bir tur yapalım. 2020'nin bizden götürdüklerini
    Avustralya'daki büyük yangından depreme, çekirge istilasından Corona virüsüne bir çok felaketin yaşandığı, birçok canın yitip gittiği, kalanların ise psikolojisinin, akli dengesinin bir kısmının tükendiği ve unutulması uzun zaman alacak bir zaman dilimi.
    Kısaca 2020, Avustralya'da binlerce hektarı bizden aldı. Ormanı yuva edinen yüzbinlerce can yitip gitti. Fakat asıl felaket bu değildi. Asıl felaket yangın henüz devam ederken gün yüzüne çıkan, toplumun her kesimine işlemiş vicdanını tüketmiş kesim. Şöyle açıklamak gerekirse;
Ölen hayvanları tükenen ağaçları görmeksizin "Yangın Avustralya'da oluyor. Bana ne." "Ettiklerini buluyorlar gavur değiller mi?" diyenler, mahalle yanarken saçlarını tarayacak kitle...
    Çok geçmedi küçük kıyamet bizi de vurdu. Adres Elazığ'dı. Elazığ'daki o elim depremde bile yolsuzluğun dönmesi skandalıyla başladı zincir.
Birlik beraberlik ve dayanışmaya o kadar yakındık ki.
Şaka şaka biz hiçbir zaman bir bütün olamadık. 1999 depremine dönelim hak vereceğinize eminim. Yalova'da yarım litre suyu 15 TL'den satan esnaf burada mı? Çünkü o zamanı dün gibi hatırlıyorum.
    1983 Erzurum depremine ne demeli? İnsanlığın son bulduğu deprem. Fransa'dan gelen arama kurtarma ekibinin köpeğinin çalınmasından bahsediyorum. Bu insanlığa sıkılan ilk kurşunlardandı bana kalırsa.
    Her neyse Elazığ diyorduk. Kiralık evler aynı fakat fiyatları üç kat arttı. Acısı taze, tanıdıklarını kaybetmiş birisinin yanına sokulup "Ama çok mutlusunuz değil mi? Her şeyiniz yerinde. Çadır da var" gibi sözler sarf eden gazeteci. Türkiye'nin en köklü kurumlarından birinin adının yolsuzluğa karışması. Dağıtılan yardım malzemeleri ve çadırların satılması...
    Skandallar asla bitmez, şekil değiştirir. Mesela Corona virüsünü fırsat bilip ederi 5 TL bile olmayan maskeleri 100 TL'ye satanlar, "grip gibi bir şey abi n'olucak ki?" diyerek hapşırıp öksüren sokaklara tükürmeye devam eden kitle kadar tehlikeli.
Vee perde şehitler için açılsın.
    Şehit cenazesinde gazilerin boynunun bükülmesine sebep olanlar bir yana defin töreninin videosunu çekip kahkaha atanlar yetmiyorken kendini büyük gazeteci zannedip 3 takipçisine naklen canlı yayın açan kitle. Bu ülkenin en büyük kanserisiniz.
    Buraya daha çok madde sıralanır ama hatanın gösterilmesinin ya da söylenmesinin düzeltmek açısından çok fazla yarar sağladığı söylenemez. Şimdiye kadar hep "onun sırası değil konuşma" , "şimdi birlik olma günü konuşma" , "vatan haini misin konuşma" gibi kalıplar savurulduğu için üzeri hep örtüldü. Hatalardan ders çıkartılamadı. Hatta hata olduğu bile çoğu zaman anlaşılamadı, duyulamadı.

Her seferinde düştüğümüz yerden kalkardık ancak insanlığımızı kaybetmeseydik keşke.


   Kronolojik ve yüzeysel olarak değinecek olursak bu geçen birkaç ay bizde sarılamaz yaralar açtı. 34 Şehit, binlerce hektarlık arazi, yüzbinlerce hayvan, depremde yiten canlar, virüsten ölen binlerce insan.
    Aslında doğa bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor. İpin ucuna bu kadar yakınken bu üstünlük mücadelesi neden? Yardımlarla yardımlaşmayla yaralar çok daha hızlı sarılıp hep beraber kalkmak varken bu fırsatçılık neden?
   Düzeltilemez psikolojik yaralar açan bu birkaç ay geçecek. Her şey eskisi gibi olacak. Türk toplumunun hastalığıdır unutmak. Bugünler de unutulacak. Ders çıkartmadan kapatacağız konuyu. Tarih; tıpkı arama kurtarma köpeğinin çalınması gibi yazacak bu günü. Fırsatçıları, birbirinin üzerine basanları.
   Hangisi daha felaket? 2020 yılında dünyanın içinde yaşananlar mı yoksa insanların kendi dünyalarında yaşattıkları mı? İnsanın dünyasındaki felaketler açığa çıktı. Tanrı bile yüzümüze çamur tükürüyor. Gerisini siz düşünün.
    Toplumdaki bilinçli kesimin bu noktada çok daha dikkatli davranması gerekiyor. Bir değişim başlatılması şart. Benim değişimimle ne olur ki dememeliyiz. Virüs bile tek insandan yayıldı. Siz değişirseniz değişimi yönetebilirsiniz.
Charles Manson'ın şu sözleri insanı özetler nitelikte;
Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz. Aşağıdan bakarsanız Tanrı'yı görürsünüz. Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz"
    Yukarıdan bakanlar aşağıdan bakanları sömürmekle meşgulken gelin bir empati yaparak tam karşıdan bakalım birbirimize...
Dipnot:
Yazıdaki katkılarından dolayı Tamer Can Çakır' a teşekkürlerimi sunuyorum.

Furkan Sadık Öz

Furkan Sadık Öz

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.