post-thumb

İTAATİN BIRAKTIĞI İZLER

İtaat, TDK sözlük anlamıyla “ söz dinleme, boyun eğme, buyruğa uyma” şeklinde açıklanıyor. Bu kadar masum duran anlamın ardında o kadar masum gerçekler duruyor mu peki? Tabii ki de itaati basit bir sözlük manasıyla anlamak bir yanılgı olacaktır.

İtaat, yıllarca sosyal psikolojinin en matah konularından biri olmuştur. Sonuçta söz dinleme, boyun eğme gibi anlamlara gelen bu davranış, etkileşimsel bir zeminde birisinin diğerine otorite kurduğu gerçeğiyle ortaya çıkıyor.

döngü dergi

    İtaat deneyi ile ünlü psikolog Stanley Milgram, “İtaatin özü, bir kişinin kendini bir başka kişinin dileğini gerçekleştirecek bir araç olarak görmesi ve bu sebeple kendini kendi davranışlarından sorumlu tutmamasından oluşur.” diyerek itaat davranışını çok güzel bir biçimde izah etmiştir. Yani anlaşılacağı üzerine kişinin sorumluluğunu bir başkasına devretmesi ve bunun getireceği sorumluluklardan kurtulmuş olacağı düşüncesiyle kendini otoriteye teslim etmiş olur. Milgram, itaat deneyini anlattığı “Deney” adlı kitabında bu düşüncenin en ağır tablolarından birinden şöyle bahsediyor: “Avrupalı Yahudilerin Nazilerce soykırıma uğratılması, itaat adı altında binlerce kişinin gerçekleştirdiği en menfur, en ahlakdışı ve en uç eylemlerin örneklerinden biridir. Yine de karşımıza çıkan şey şudur: Sıradan vatandaşlar diğerlerini katletmiştir, bunu yapmışlardır, çünkü görevlerinin ‘emirlere’ uymak olduğunu düşünmüşlerdir. Yani, bir erdem olarak görülen itaat, art niyetli eylemler için gerçekleştirildiğinde yeni bir boyut kazanır; erdem olmaktan çok uzak iğrenç bir günaha dönüşür. Ya da, dönüştürülür mü?”

İtaati daha derinden anlamak için Milgram’in yaptığı deneyden bahsetmek gerekir elbette. 1960’larda Amerika’da bir deney tasarlanıyor. Aslında bir bakımdan şu fikirle de yola çıkılıyor: “Nazi Almanya’sındaki insanlar kendi ırklarından dolayı saldırganlar, bu saldırganlık onların genlerinden geliyor ve bu savaş sırasında o kadar insanı katlettiler. Dolayısıyla biz bunu kendi ülkemizde yapsak bizim insanlarımız buna kanmaz ve böyle bir olay Amerika’da hiç yaşanmaz.” Deneye gönüllü katılımcılar alıyorlar.

döngü dergi

Deneklerin katılımı için gazeteye verilen ilanda bunun bir öğrenme deneyi olduğu söyleniyor. Katılımcılardan ikisi eşleşerek birinin öğretmen birinin öğrenci olduğu bir ayarlama yapılıyor. Bu deneyde bir elektrik şok jeneratörü var, üzerinde düğmelerle kaç volta denk geldiğini gösteren işaretler var. İki katılımcıdan öğretmen olan elektrik cihazının başına geçip voltaj verecek, öğrenci olan ise elektrotlar bağlanarak yan odada oturacak ve elektrik  voltajına maruz kalacak. Aslında bu deneyde denek olan elektrik cihazını kumanda eden kişidir, yani öğretmendir. Diğeri yani öğrenci, deneyi yürüten kişilerden birisidir ancak denek onu da kendi gibi dışarıdan bir gönüllü zannediyor.

döngü ddergi milgram


Eşleştirmeden sonra yapılan kurada kendisinin şans eseri öğretmen rolünde olduğunu zannediyor ancak deney yürütücüleri bunu öyle gelecek şekilde ayarlamış oluyor. Uygulama ise şöyle: Deneğe üzerinde belirli kelimeler ve karşısında bu kelimelerin bir doğru yanıtları bulunan bir kağıt veriliyor. Denek bu kağıtta yazan kelimeyi okuyup karşıdaki kişiden yanıt alacaktır. Eğer karşıdaki kişi yanlış cevaplarsa elektrik şoku verecektir. Ve her yanlış cevapta bu elektrik şoku bir öncekinden bir sonraki yüksek doza artarak devam edecektir. Tabii ki  deneyde gerçekten elektrik verilmiyor, sadece deneğin gerçekten elektrik verdiğini zannetmesi sağlanıyor.

   Milgram’in işbirlikçisi olan öğrenci ise bilerek genelde yanlış cevap veriyor ve öğretmen de buna karşılık şokun dozajını arttırıyordu. Öğrenci gelen elektrik şokuna karşılık sahte bir acı tepkisi veriyordu. Mesela bu tepkiler başlangıçta başta ufak bir mırıldanmayken daha sonraki volt düzeylerinde “bu çok acı veriyor” ifadeleri, daha sonraki volt düzeylerinde “kalbim dayanmıyor, beni çıkartın buradan” ifadeleri, sonrasındaki düzeylerde çığlıklar ve derin bir sessizlik… Deneğin bulunduğu odada beyaz önlüklü bir deney yetkilisi de vardır. Eğer ki denek, öğrenciden gelen tepkilerden ötürü devam etmekte tereddüt yaşarsa ona devam etmesini söylüyor. Sonuç olarak bu deneye katılan deneklerin yaklaşık % 65‘i o sessizliğin olduğu yani ölümcül volt düzeyine kadar çıkıyorlar.     Deneye katılımcılar bulunması için hazırlanan ilanda deneye katılanlara küçük bir miktar ücret ödeneceği de yazıyordu. Deneği bıraksalar da devam da etseler bu parayı alacakları katılımcılara söylenmesine rağmen bu sonuç ortaya çıkıyor. Deneyde beyaz önlük giyip odada bulunan kişi yerine sıradan kıyafetler giyen bir kişi olduğunda bu %65lik oran %20lere kadar düşüyor. Burada ise beyaz önlüğün yani üniformanın otoriteyi temsil ettiğini düşünürsek otoritenin ne kadar önemli bir fark oluşturduğunu anlayabiliyoruz.

 

“Psikoloji laboratuvarlarının meşruiyet gibi güçlü iddiaları vardır ve burada denemeye gelenlerde güven uyandırırlar. Birine elektrik şoku vermek, kendi başına şeytani bir davranışken, bu düzenekte tamamen farklı bir anlam kazanır, ama bir eylemi, insani boyutlarını göz ardı ederek bulunduğu kapsama göre değerlendirmek, uç noktalarda tehlikeli olabilir. Almanya’daki duruma ait temel özelliklerden en az bir tanesi bu çalışmaya dahil edilmemiştir: Kurbanın eylem gerçekleşmeden önceki muazzam değersizleştirilmesi. On yıldan uzun süre boyunca Yahudi karşıtı propagandalarla, Alman halkı, Yahudilerin katlini kabul etmek için hazırlanmıştır.

deney

    Adım adım Yahudiler vatandaşlık haklarından ve ulusal haklardan mahrum bırakılmış, en sonunda da insan oldukları gerçeği reddedilmişti. Kurbanın sistematik biçimde değersizleştirilmesi, ona karşı yapılan acımasız davranışları haklı çıkarmaya yardım eder ve bu durum soykırımlarda, katliamlarda ve savaşlarda daima yaşanmıştır. Büyük olasılıkla, deneğin elektrik şokunu uygulaması, kurbanı bir sapık ya da bir suçlu olarak tasvir etseydik çok daha kolay olurdu.” diyor Milgram.

    Başta da belirttiğim gibi kitleler itaatin sonuçlarını üzerinden sıyırdıkları bir sorumlulukla yerine getiriyorlar ancak sonucunu hep birlikte yaşıyor oluyoruz. Savaşlarda askerlerin bir köyü bombalarken vicdanıyla çelişen bir şey yapıyor diye suçluluk yaşadığı görülmez çünkü onlar kendilerine verilen görevi yapmakla yükümlü hissederler.

Milgram “ Ahlaki yargılar, birtakım fetvalar ve sosyal düzenlemelerle bile kolayca kenara itilebilir.” diyor.

Ahlaki ölçütlerin etkileri işlevsel olmaktan çıkıyor ve otoritenin beklentisiyle ne kadar uyumlu olduğu dert ediliyor.

    İtaatin, uyum kavramıyla ilişkisini ve uyum kavramının itaat zemininde ne kadar tehlikeli bir boyuta sürüklenebileceğinin en büyük göstergelerinden birisidir bu acı verici Nazi soykırımı. Toplumun hasta olduğu bir yerde uyum davranışının sağlıklı olup olmadığı en büyük sorulardan biridir belki de, ya da toplumun hasta olup olmadığının cevabını bu deneyden sonra nasıl vereceğiz? Sizi bu sorularla baş başa bırakırken kitapta en çok beğendiğim şu alıntıyla yazıyı bitiriyorum:

“Hiçbir şey kendi davranışının sonuçlarına katlanmasının yanında kendi davranışını onca çabasına rağmen kendisinin belirleyememesi kadar iç karartıcı değildir.”

(Ahmet Dündar)


Okunma Sayısı:

Ahmet DÜNDAR

Ahmet DÜNDAR

İnönü Üniversitesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü mezunuyum. Üniversite hayatımı dolu bir şekilde yaşamaya özen göstererek çeşitli toplulukların yönetim ekibi içerisinde yer aldım, bir süre pdr topluluğunun da başkanlığını yürüttüm ve son sene tenis topluluğunun kurucu ekibi içerisinde yer aldım. Psikoterapi Türkiye organizasyonunun üniversite temsilciliğini yaptım. Türkiye'deki en büyük psikoloji topluluğu olma iddiasıyla yola çıktığımız PsiClub'ın kurucu ekibinde yer alıyorum. Psikolojik danışman olarak mesleğimin henüz başındayım ancak öğrenciyken bu alanda gelişimin sıkı bir takipçisi olmaya çalıştım. Psikoloji alanında kongreler, zirveler neye ulaşabildiysem katılmaya çalıştım. "Aile Danışmanlığı", “İmge Terapi”, “Pozitif Psikoloji”, “Ölüm ve Yas Terapisi”, “Hastalık Psikolojisi”, “Çocuk Resimleri Analizi ve Objektif Testler” üzerine psikoterapi eğitimleri aldım. Şu sıralar “Çocuk ve Ergen Bütüncül Psikoterapisi” ve “Bilişsel Davranışçı Terapi” eğitimleri alarak kendimi bu alanda geliştirmeye çalışıyorum. Edebiyat, sinema ve psikolojinin hayatıma katkılarını çok değerli buldum ve umarım bu katkıları yaşamayı hep sürdürebilirim. Yazdığım, yaptığım, yaşadığım her şeye zarafet katmaya çalışan bir çabanın içerisinde olarak burada emek veriyorum...

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.