post-thumb

ONAYLANMA BAĞIMLILIĞI

    Onaylanma isteği insanlar arası iletişimde önemli bir yere sahiptir. Hem yakınlaşma imkanı tanıyıp sosyal ilişkilerin kurulmasını sağlar, hem de bireylerin kendisinden çok diğerlerinin beklentilerine ve isteklerine göre bir hayat sürmesine sebep olan bir durum olarak görülmektedir. Onaylanma isteği gayet sıradan ve olumsuz bir yanı olmayan bir düşüncedir ta ki bunu olmazsa olmaz bir ihtiyaç haline dönüştürene kadar.

    Onaylanma isteği bir ihtiyaç haline geldiği andan itibaren onay bağımlılığıyla karşı karşıya kalmış olursunuz. Onay bağımlılığı olan bireyler genelde değersiz hissedebilirler. Kendilerini sadece takdir edildikleri durumlarda değerli hissederler. Bu kişiler maalesef ki kendi değerlerini kendileri değil de, bir başkalarının onların hakkında ne düşündükleri ile belirlerler. Bu sebeple de değerli olabilmek adına devamlı bir onay alma çabasına girerler.

    Akılcı-duygusal davranışçı terapinin kurucusu Albert Ellis’e göre mantığını kullanan birey, günlük yaşamda uyumlu bir biçimde yaşantısını sürdürebilmekte, bireysel ihtiyaçlarını dengeli biçimde karşılayabilmekte ve bireysel amaçları doğrultusunda eyleme geçirebilmektedir.

Mantık gücünü kullanamayan birey ise farklı düzeylerde uyum bozuklukları yaşayabilmektedir. Böylelikle akılcı olmayan inanç ve düşünceler, gelişim görevlerinin yerine getirilmesini ve bireysel amaçlara ulaşmayı engellemektedir.
Akılcı olmayan düşüncelerden birisi de; bir insan için sevilmek ve toplumdaki diğer kişiler tarafından onaylanmak zorunda olma ihtiyacıdır.

    Onaylanma ihtiyacının derinine indiğimizde çocukluktaki yaşantıya bakmamız gerekebilir. Çocukken sevginin, güvenin ve ilginin ekseninde büyüyen bir çocuk bu olumlu yaşantının içerisinde endişeden uzak, ruhsal ve fiziksel ihtiyaçları tatmin olmuş bir şekilde bu dönemleri sağlıklı bir biçimde atlatır.

    Ancak ebeveynler çocukları her türlü davranışında destekleyici davranıp bunun doğruluğunu yanlışlığını gözetmeksizin bir yol izlerse, çocuk, ilişkilerinde hep bu onayın verdiği aşırı özgüvenle yaşadığı problemlerde kendinde hiç hata bulmayarak sürekli karşı tarafı suçlamaya yönelik bir davranış örüntüsü oluşturabilir. Diğer yönden eğer bu çocuk ilgiden sevgiden mahrum kalmış bir şekilde büyürse çevresinden hep bu eksikliği gidermeye yönelik bir onaylanma ihtiyacı bekleyebilir.

Onay bağımlısı olabileceğimizi şu cümlelere verdiğimiz yanıtlarla anlayabiliriz:

  • İnsanları memnun etmeyi görev sayarım.
  • Mantıksız gelse de eşimin, dostumun, patronumun her türlü isteğini yerine getiririm.
  • Etrafımdaki insanlara hayır demekte sorun yaşarım.
  • Başarıyı başkalarının benim hakkında söyledikleri ile ölçerim.
  • Diğer insanları kırmamak için onların isteklerini mecburmuşçasına yaparım.
  • Boş vakitlerimi kendi ihtiyaçlarımı karşılamak yerine başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere geçiririm.
  • Başkasının onaylamayacağını düşündüğüm bir şey yaptığımda fazlaca suçluluk hissederim.

 

    Herkes tarafından beğenilip onaylanmak mümkün değildir. Sizi onaylamayan birileri mutlaka çıkacaktır. Ya da etrafınıza baktığınızda insanların birbirlerini onaylamamalarının gayet olağan bir durum olduğunu görebilirsiniz. Çünkü farklı insanların farklı anlayışları farklı zevkleri vardır. Mesela bir yere giderken ya da bir film izlerken hatta bir şarkı dinlerken bile arkadaşlarınızın fikrine uymaya çalışıyorsanız kendi istediklerinizi değil arkadaşlarınızın yapmanızı istediklerini yapıyorsunuz demektir. Böylece hayatınız size ait olmaktan çıkabilir...

    Onay bağımlılığı olan kişilerde depresyon veya kaygı bozuklukları görülebilir. Ve bununla beraber başka ruhsal sorunlar da görülebilir. Siz de kendinizi onay almadan mutsuz ve değersiz hissediyorsanız profesyonel bir yardımı düşünebilirsiniz.

Ahmet DÜNDAR

Ahmet DÜNDAR

İnönü Üniversitesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü mezunuyum. Üniversite hayatımı dolu bir şekilde yaşamaya özen göstererek çeşitli toplulukların yönetim ekibi içerisinde yer aldım, bir süre pdr topluluğunun da başkanlığını yürüttüm ve son sene tenis topluluğunun kurucu ekibi içerisinde yer aldım. Psikoterapi Türkiye organizasyonunun üniversite temsilciliğini yaptım. Türkiye'deki en büyük psikoloji topluluğu olma iddiasıyla yola çıktığımız PsiClub'ın kurucu ekibinde yer alıyorum. Psikolojik danışman olarak mesleğimin henüz başındayım ancak öğrenciyken bu alanda gelişimin sıkı bir takipçisi olmaya çalıştım. Psikoloji alanında kongreler, zirveler neye ulaşabildiysem katılmaya çalıştım. "Aile Danışmanlığı", “İmge Terapi”, “Pozitif Psikoloji”, “Ölüm ve Yas Terapisi”, “Hastalık Psikolojisi”, “Çocuk Resimleri Analizi ve Objektif Testler” üzerine psikoterapi eğitimleri aldım. Şu sıralar “Çocuk ve Ergen Bütüncül Psikoterapisi” ve “Bilişsel Davranışçı Terapi” eğitimleri alarak kendimi bu alanda geliştirmeye çalışıyorum. Edebiyat, sinema ve psikolojinin hayatıma katkılarını çok değerli buldum ve umarım bu katkıları yaşamayı hep sürdürebilirim. Yazdığım, yaptığım, yaşadığım her şeye zarafet katmaya çalışan bir çabanın içerisinde olarak burada emek veriyorum...

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.