post-thumb

TAXI DRIVER: TANRI'NIN YALNIZ ADAMI

    Kimseye seçme hakkının verilmediği, herkesin aynı olduğu bir sistemin içinde yaşıyoruz. Toplum neyi emrediyor, nasıl olmamızı istiyor ise öyle davranıyoruz. Zevklerimiz, düşüncelerimiz, yediğimiz, içtiğimiz, amaçlarımız hatta hatalarımız bile aynı.

    İstendik yönde davranmayan bireyi de ötekileştiriyoruz. Çürümeye yüz tutmuş bir toplumda yalnız olan ve bu yalnızlığı tercih eden Travis, böyle bir sistemin parçası olmayı reddetmekte haksız mıydı? izlerken Travis'a sorunlu ya da deli diyebilirsiniz. Bu düzeni reddetmek mi yoksa bu oyunun bir parçası olmak mı delilik buna siz karar verin.

                                                         
    1976'da Martin Scorsese tarafından çekilen bu film 1975'te sonlanan Vietnam Savaşı'nın da etkilerini taşımaktadır. Travis'in bu karamsarlığı, umutsuz ve amaçsız oluşu dönemin Amerikan gençliğini temsil ediyordu diyebiliriz. Savaş henüz bitmiş etkileri devam etmekte, savaş sonrası Vietnam'dan ülkelerine dönen askerlerin önemli bir kısmı intihar ederek yaşamlarına son vermiş ya da psikolojik tedavi görmüşlerdir.

    Travis da henüz savaştan dönmüş, bir işe başvurmuştur. Geceleri uyuyamadığından ve bir şeyler onu oyalasın istediğinden gece taksiye çıkmaya başlar. Son derece iğrendiği bu toplumdan ne kadar aykırı durmak istediğini üzerindeki kıyafetten bile anlamak mümkün. Asker üniformasıyla gezerek belki de " evet sizden farklı olabilirim, aykırıyım hatta deli gibi de görünüyor olabilirim ama bunda döndüğüm savaşın etkisini göz ardı etmeyin" demek istiyordur.
    Daha sonra bu pisliğin ve çürümüşlüğün içinde bir meleğe benzettiği Betsy ile karşılaşır. Burada dikkatimi çeken nokta Travis'in Betsy ileyken üniforma değil de kırmızı bir ceket giymesiydi. Bu bana başta sempatik gelip gülmeme sebep olurken düşündükçe ne kadar da çaresiz bir hareketmiş diyorum. Betsy'e karşı bir nebze olsun bu aykırılığı gizlemekti belki de amacı. Farklılık insanları korkutur insanlar aynı yüzlere aynı seslere alışkındır, en baştan kızı korkutup kaçırmamak adına bu farklılığına bir maske olarak kırmızı ceketini giydirir.
    Ama Betsy'i ilk buluşmadan cinsel içerikli bir filme götürdüğünden bu hikaye uzun sürmez. Bu başta seyirciye garip gelebilir ama Travis'i tanıdıkça başka seçeneği olmadığını görürüz. Boş zamanlarını böyle filmler izleyerek dolduruyoran bu adamın kendi ile ilgili kız arkadaşını içine alacağı başka bir alanı yoktur, yaptığı beklenilen bir durumdur.
    Bir gece taksiye binen 12 yaşındaki hayat kadını olan Iris'in zor durumda olduğunu görmesi ile işler değişmeye başlar. Hayatı boyunca Travis'a seçenek sunulmamış, seçim yapmamıştır. Şimdi karşısına kendi kararıyla hareket edebileceği bir fırsat çıkmıştır. Bu kıza yardım etmeli mi? Edecekse ne yapmalıdır?

Kafasında bu fikirlerle televizyon izlerken bir başkan adayının şu sözlerini kendine görev verilmişçesine algılar "halk yönetmeye başlıyor, tabanda kıpırdanma hissediyorum".
Bunları duyan Travis'in artık bir amacı vardır, kötülüğe kendi silahıyla cevap verecektir.

    Filmin başında bu iğrendiği sokaklar için "bir gün iyi bir yağmur yağacak ve bütün bu pisliklerden temizleyecek" der. Yağacak olan bu yağmur kendisidir ve ilk olarak Iris'i ellerinde tutan adamların üzerine yağmaya başlayacaktır.
    Travis mekanı basıp adamları öldürdükten sonra nihayetinde görevini tamamlamış bir eda ile yürüyüp son olarak tetiği kendi için çeker fakat silahta kurşun kalmamıştır. Bu yaptığı "amacımı tamamladım, artık yapacak bir şeyim kalmadı" demektir. Benim burada aklıma takılan nokta komadan çıktıktan sonra neden tekrar intihar etmek yerine yaptığından gurur duyup yaşamaya devam ettiğidir. Bu yapacak bir şeyi kalmayan adamın hayatında ne değişti? Bu öyle bir gurur ki gazetede kendi ile ilgili çıkan haberleri kesip Iris'in babasının yolladığı teşekkür mektubunun yanına asmıştır. Uyandığında anti-kahraman sandığımız kişi bir halk kahramanına dönüşmüştür.
    Bu gururun sebebi çok düşündürücü olması yanında film kötü bitti bile dedirtecek cinstendir. Burada yönetmenin mesaj vermek istemesi yanında bir de Travis'in hikayesi var.
   Yönetmen toplumu elestirmek adına böyle bir son seçti ve bunu Travis'in hikayesiyle tamamladı diyebiliriz. Filmin başında ve sonunda iki farklı Travis görürüz. Burada karakteri savaş öncesi ve sonrası hali olarak ele alırsak, filmin sonunda neden tekrar intihar etmediğini, hayata döndüğünü anlayabiliriz.

    Savaş sonrası yaşadığı travma zaten içinde bulunduğu yalnızlığını, karamsarlığını, toplumun bu derece tekdüzeliğinden dolayı farklı olma istemini tetikledi ve karakterimiz her şeyiyle daha yalnız daha karamsar ve daha aykırı görünmeye başladı. Filmin sonunda yaşadığı psikolojik doyum intihar konusunda kararlılığını etkiledi çünkü bir nebze olsun savaş öncesi içinde bulunduğu psikolojik duruma döndü diyebiliriz sanırım. Bir nebze dememin sebebi ise aykırılığın hala devam ediyor oluşu. Gurur duyması ise bu alevin biraz olsun söndüğünü gösteriyor seyirciye.
    Böyle bir adamın halk kahramanı olması yaşadığı toplumun sağlıklı karar verme yetisini ne kadar kaybettiğini gösterir. Öyle ki Betsy bile tekrar onunla birlikte olmayı ister. Ama Betsy artık onun için önemsizdir.
En baştan beri ne Betsy ne Iris ne de kötü adamlar değildi onu yaptıklarını iten. Kendisi ile, yaşadığı boşluk ile, amaçsızlığı ile ilgiliydi.

Sizden Gelenler

Sizden Gelenler

Sizden gelen yazıları yayınlıyoruz

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.