post-thumb

Aramak ile Dağılmak Arasında

O, geldiğinde yeni yeni aydınlanıyordu içerisi. Serçeler kavgaya tutuşmuş ağacın her yanından bağırışıyordu. Göz kapaklarımda uykusuz geçirdiğim gecenin ağırlığı vardı.

Sabahtan akşama bilmem kaç metrekarede gide gele, her defasında başka iş tutan ellerim, çok uzaklarda olan zihnim ve harap olmuş sinirlerimle bir çıkış ararken; bir an, tekrar yazma cesareti veren cüretkâr bir çalışla kapımdaydı. Gözlerinin deliciliğini kapıyı açmadan hissedebiliyordum. Duruşuna tezat bir yumuşaklıkla girdi içeri. Zemini incitmek istemiyor gibiydi.

Konuşmadı, sessizliği ben de bozmadım.

Aramızdaki gerginlik neredeyse camları çatlatacaktı; Tatlı bir esintiydi fakat bakışlarından birazdan  gök gürültülü, sağnak yağışlı bir fırtınaya dönüşeceğini seziyordum.

Uzaklara baktım, ona konuşması için zaman tanımalıydım, ilk o konuşsun istedim, nasıl bir giriş yapacaktı merak ediyordum, bana ilham olabilirdi istemeden çünkü hiçbir zaman girişlerde iyi olmadım.

'Çık artık şuradan, insanların arasına karış, aylardır ne yapıyorsun burada?' 

Konuşurken bakışları küçümseyiciydi, dudakları da bakışlarına paralel hareket ediyordu. 

İnsanların arasına karışmak mı? Bu düşünce beni biraz eğlendirmişti. Deyimi yerindeyse şu tatlı esinti; sevildiğini anladığında burnunu her şeye sokar olmuştu. Canım sıkılıyor, insanlarla iç içe dip dibe yaşamaktansa düpedüz çıldırmayı dilediğimi bilmiyordu.

Bir sigara yaktı, kim bilir aç karnına kaçıncı. Perdeyi aralıyorum gözleri kamaşıyor. Kaçamak bir bakış atıyorum gözlerine, avını bekleyen bir avcı gibi atılıyor gözleri. 

Benim de gücüm bu, her defasında paçayı kurtarmanın yolunu buluyordum.

Masamda duran dağınık kağıtlara ilişti bu kez, kendimi kurtaramıyordum , kurtuldum dedikçe avuçlarının arasında hissediyordum. Hiçbirini okumamalı, içime giden patikaları yürümemeliydi.

Ellerinin dokunduğu yerleri aklıma kazıyor, ruhundan bir parçayı kavanozda saklayabilmeyi diliyordum fakat bu oyuna kapılmak kendime ihanet olurdu.

Bir adım ileri, yüz adım geri...

Ellerim ona uzanmak, ayaklarım ona doğru yürümek, sesim ona seslenmek istiyordu. Fakat diğer yanımın  sesi daha yüksek çıkıyordu.

Derin bir nefes daha alıyor sigarasından; ince parmaklarıyla sigara tutuşu,parçalı bulutlu bakışları ile post-modern bir tablo duruyordu karşımda, üstüne yazılar yazılmalı şiirler söylenmeliydi.

Ben susmayı seçtim.

İhtiraslarımı çoktan yenmiştim, sadece sarılmak istiyordum, biraz da saklamak; kendimi sakladığım her şeyden onu da saklamak istiyordum. 

Bu kadar yorgun olmasam bir şiir çıkardı belki bu aşktan. 

O tanıdık ezgi çalıyor, yabanıl bir kuş gibi atılacak diye bekliyorum.

Oysa sessizce gitmeyi tercih ediyor. Bu kez son biliyorum.

Adımları içimi eziyor.

Gürültülü yıkılışımı sabah peynir ekmek yerken düşünecektim, çayımı içerken ağlayacaktım biraz, özleyecektim sonra, ya sonra?

İçerleniyorum Tanrı'ya; 

O gelmeyecek.

Ben de gitmeyeceğim zaten.



Okunma Sayısı:

Nur Emine Kaçkın

Nur Emine Kaçkın

2017 yılında Adıyaman Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun oldum.

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.