post-thumb

BİZİ BOĞAN SULAR

Şehir sırılsıklamdı.
Yağıyor mübarek, dedi içinden. Fakiri, fukarayı, evsizi, yurtsuzu
düşünmeden yağıyor. Daha fazla ıslanmamak için koştu. Bir tentenin altına
sığındı.
Yağmurun korkutan bir yanı var, dedi.
Öyle olmasa kaçar mı herkes? Baktı, bir fare. Lağımdan çıkmış olmalı,
dedi. O da insanlar kadar telaşlıydı. On on beş adım atıyordu hızlı hızlı. Durup
etrafı yokluyordu. Burnunu kaldırıp sağı solu kokluyordu. Küçük pençeleriyle
yüzündeki ıslaklığı alıyordu. Sonra uçar gibi koşmaya devam… Sen de iş mi
arıyorsun lan, dedi. Güldü. Komikti. Hayret gülebiliyorum, dedi kendi kendine.
Sinirlendi
Çıktı tentenin altından.
Yanından bir taksi geçti. Çukura birikmiş suyu boca etti üstüne. Küfretti.
Kahve sıcaktır diye düşündü. Adımlarını hızlandırdı. Fare geldi aklına. Yine
güldü.
Camdan baktı girmeden önce. Buğulu camın ardından arkadaşlarını zoraki
seçti. Ahmet, Cemal, Kâmil… Kâğıt oynuyorlardı.
Girdi içeri.
Selam verdi.
Sobaya doğru yürüdü.
Kıyafetlerini kuruladı. Ayaklarını ısıttı.
Ayakkabısı bütün yağmur suyunu içine almıştı. Çoraplarını sıktı. Soba cıs
etti. Bir damla daha düştü. Bir cıs daha dağıldı kahveye.
Arif usta çay getirdi. İçin ısınsın, Ocaktan, dedi.
Kâmil’le Cemal’ın arasına oturdu.
Ne oldu, iş bulamadınız mı sizde, diye sordu.
Kâmil, günlük güneşlik havada iş bulamayan bu tufanda mı bulacak, dedi.
Sabahtan beri oturuyoruz burada. Keyfi yoktu.
Ahmet, hadi beyler, el dönmüyor, içim sıkıldı, dedi. Pencereden dışarı
baktı. Zeynep’i gördü. Kendisini bekliyordu doğum günü hediyesi için.
Bardağı sıkıca kavradı. Elleri ısındı. Pencereye baktı yine. Zeynep
oradaydı. İçi sıkıldı.
Hadi eyvallah, deyip dışarı attı kendisini.
Mübarek durmadan, dinlenmeden yağıyordu. Kemikleri ısınınca
ayaklarına güç gelmişti. Köşede dönüp kahveye baktı. Yokuşa vurdu kendisini.
Yokuşu yarıladığında gözü çuval geçirilmiş bir el arabasına takıldı.
Araba kendiliğinden gidiyordu sanki. Gitmiyordu demek daha doğru olur.
Bir kaç adım ilerledikten sonra tekrar eski yerine geliyordu.
Hızlandı.
Önce iki cılız kol gördü. Sonra, kara kuru bir çocuk.

Nefes nefese kalmıştı. Yüklü arabasını yukarı çıkarmaya çalışıyordu.
Yokuş aşağı akan sular arabayı kontrol etmesini zorlaştırıyordu. Güçsüz
kalmıştı. Saçlarından akan sular yüzünün iki yanında iz bırakmıştı.
Zeynep’i düşündü.
Doğum günü hediyesini düşündü. Koşup tuttu arabayı.
Çocuk tedirgin gözlerle kendisine bakıyordu.
Güldü. İçten güldü. Sinirlenmedi bu kez.
Arabayı yokuşun başına çıkardı. Çocuğu bekledi. Arabasını teslim etti.
Çocuk, güldü, içten güldü. Yokuştan aşağıya bıraktı kendisini.
Gözden kaybolana kadar izledi çocuğu.
Ayakları çıplaktı.
Çocuğun ayaklarına baktı içi sızladı.
Zeynep’in penceredeki yüzünü düşündü. İçi ısındı.
İş iştir, dedi. Meyve Sebze haline doğru yürümeye başladı...

Yunus Meşe

Yunus Meşe

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.