post-thumb

Ölüp Ölüp Dirildik: Dead Cells

Sizler de normal akışta giden, en fazla birkaç günde biten oyunlardan sıkıldıysanız Dead Cells tam size göre. Oyun, kategori olarak da bu amaca hizmet ediyor: Roguelike. Bu türden oyunlarda karakteriniz öldüğünde oyuna en baştan sıfır ekipmanla başlarsınız. Her başlangıcınızda harita ve bir sonraki bölüme geçişin yerleri değişir. 
Dead Cells gibi oyunlar oyunculara yüksek görüntü kalitesi ve çok etkileyici bir hikâye vaad etmezler, onun yerine sürekli bir oynanış sunarlar. Bu devamlılığı ise farklı modlara, silah ve yetenek çeşitliliğine, belirli periyodlarda aldığı güncellemelere ve oyunda sona her ulaşıldığında artan zorluk seviyesine borçludur. Tabii böyle anlattıysak da oyunun bir hikâyesi mevcut ancak önceden de söylediğim gibi oyun hikâye değil oynanış odaklı. Yine de hikâyeye biraz değinelim.
 Kasabayı bir virüs sarmış ve bu virüs bizi de etkisi altına almıştır. Virüsün etkisi olarak bir türlü tam anlamıyla ölemiyoruz. Oyunda birisi bizi öldürdüğü zaman kafamız kopup borulardan aşağı iniyor ve kendimize yeni bir beden buluyoruz ve tekrar tekrar bu döngüyü 
yaşıyoruz. Anlayacağınız üzere amacımız da bu döngüyü kırmak. Bunun için kendimizi geliştirip oyunun mutlak sonuna erişmeye çalışıyoruz. Oyunda öldürdüğümüz yaratıkların içinden oyuna adını da veren "ölü hücreler" çıkıyor ve bunları biriktirip daha farklı güçler, yetenekler, silahlar ve daha fazlasını alıyoruz. Ancak anlatıldığı gibi kolay olmuyor çünkü öldüğünüz zaman kazandıklarınızın hepsini (kalıcı güçlendirmeler ve açtığınız silahlar hariç) kaybedip en baştan başlıyorsunuz oyundaki yolculuğa.
 
Her başlangıçta yerde rastgele silahlar oluyor ve bunların sadece iki tanesini alabiliyoruz.