post-thumb

ZÜBÜK

     “Eğer bir insandan nefret ediyorsan, onun içinde sana ait olan bir parçadan nefret ediyorsun demektir. Çünkü bize ait olmayan bir şey bizi rahatsız etmez.” der Hermann Hesse. Aziz Nesin “Zübük” adlı kitabında tam da bundan bahsediyor aslında.Önce “Zübük” kelimesinin anlamından bahsedelim. Zübük; Halk arasında kendi çıkarları için her yolu mübah sayan kişi için kullanılan bir deyimdir. Kitapta bahsedilen Anadolu’nun ücra bir köşesinde bir köyde geçmektedir. Başkahramanımız Zübükzade İbrahim Efendi kitabı okuyan herkesin nefret edeceği bir karakterdir. Yalan söyler, insanlara boş umutlar verir ,kandırır. Okudukça Zübük’ün doğası şaşırtmaya bir yandan da tiksindirmeye başlar. Kitaptaki diğer karakterler de okuyucudan farklı düşünmez aslında. Onlar da Zübükzade’den oldukça fazla nefret ederler. Nefret ederler etmesine ama bir türlü vazgeçemezler ondan. Yeri geldiğinde elini ayağını öperler hatta ceplerindeki son parayı Zübükzade İbrahim Efendi’ye verirler. Şaşırtıcı geliyor değil mi?




       Kitapta geçen köylü halkın Zübükzade ile girdiği kısır döngü,  aralarında geçen diyaloglar derin bir mizah öğesi barındırsa da aslında bir yandan hepimize bir ayna tutuyor. Öyle ki zamanla halkla beraber okuyucu da Zübükzade İbrahim Efendi’yi anlamaya başlıyor. Çünkü aslında hepimizde Zübük’ten bir parça buluyoruz kendimizde. Defalarca dolandırılmalarına rağmen her seferinde Zübük’ün elini ayağını öpen halk  da kendilerini görüyor Zübük’te. Hatta öyle bir duruma geliyor ki Zübük’ün ne zaman ne yapacağını,söyleyeceğini bile tahmin edebiliyorlar. Onu çok iyi tanıyorlar yani. Kitabın can alıcı sorusu burada ortaya çıkıyor işte.Bu kadar iyi tanımalarına rağmen nasıl her seferinde ona kanıyorlar? Nasıl oluyor da bu kadar nefret ettikleri Zübük efendiyi mebusluğa kadar sırtlarında taşıyarak getiriyorlar?

      Derin sosyolojik tespitler barındıran bu eserdeki karakterlerin hepsinin aslında birer “Zübük” olduğunu fark etmek çok zor olmuyor. Ondan nefret etseler de kendilerini buldukları için derin bir şekilde bağlanıyorlar.Belki onlar zübük olmasaydı içlerinde böyle zübükler büyüyemezdi. Dedik ya zübük aslında “biziz”. Zübük bizim ya da başka toplumların cahilliğinin vücut bulmuş hali.




    Kitapta bir başka dikkat edilmesi gereken karakter ise Avukat Burhan. Bu karakter Zübükzade İbrahim Efendi’nin karşısında yer alan belki tek kişi. Halkı popülist söylemlerden uzaklaştırmaya çalışıp gözlerini açmaya çalışan  bu karakter zamanla halkın gözünden düşüp tamamen yalnızlaşıyor. Bu hikayede de doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar. Hatta bu durum halkın hassas noktalarını bulup onu kullanmak konusunda usta olan Zübükzade Efendi’nin ise şanına şan katılıyor.

Okuyan herkesin kendinden ve çevresinden bir şeyler bulabileceği bir roman Zübük. Bu kitabında Aziz Nesin kendine hayran bırakan mizahıyla güldürürken düşündüren deyişinin hakkını ziyadesiyle veriyor. Bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz bu eseri tüm mizahseverlere tavsiye ediyoruz.

Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor: Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük'te birleştiğini görünce ona kızıyoruz. (...)

Merve Aktaş

Merve Aktaş

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.