post-thumb

ÖLÜMSÜZ AİLE

ÖLÜMSÜZ AİLE

Eğer bir şeye doğduğunuzdan beri sahipseniz ilginizi çekmez, ancak başkasınınsa ilginç gelir size. (Natalie Babbitt)

Natalie Babbitt, Amerikalı, çocuk kitapları yazarı. Akıllarda böyle yer etmiştir yazarımız. Zaten bir çocuk kitabıdır “Ölümsüz Aile”de. MEB tarafından 100 temel eser olarak seçilmiştir. Amerika ve Avrupa’da birçok dile çevrilecek kadar değerli bulunduğu için ve dili, konusu, üslubu yüzünden biz gençlerin dahi okuyabileceği ve de okurken sıkılmayacağı altın değerinde fikirler sunan bir kitaptır.

Uzatmadan geçelim ormanın içinde pek soylu bir halde yaşayan Foster ailesine. Treegap korusunun sahibidir Fosterlar. 80-90 yıllık bir geçmişleri vardır bu koruda. Aile yadigarı olan bu evde prensesler gibi yaşamak, bir kontes gibi çocuk yetiştirmek çok güzeldir onlar için ama küçük kızları Winnie Foster için durum aynı mıdır? Pek sanmam.

                                             

Bu korunun ilerisinde yaşayan Tucklar için de durum aynı değildir. Ama onların hikayesi bambaşka tabii. Yıllar yıllar önce şans eseri su içtiğiniz bir pınarın size ölümsüzlük kazandırdığını düşünün. Başta bu muhteşem bir şeydir değil mi? Peki ya sonra?

Neyse biraz yaşananlara bakalım sonra da ölümsüzlük cidden sandığımız gibi güzel bir şey midir tartışırız.

Tek çocuk olan ve 10 yaşında olmasına rağmen sürekli her türlü kuralla sınanan kahramanımız Winnie Foster yine sıkıla sıkıla bahçede dolanıyor, her zaman olduğu gibi kurbağa dostuyla konuşuyordu. Artık çok sıkılmıştı ve daha fazla kurala uymak ya da eve hapsolmak istemiyordu. Ne olursa olsun gidecekti dünyada farklı şeyler olduğunu görmek onun da hakkıydı. Bunları düşünürken sarı ceketli bir adam kapının önünde durdu.


Söylemesi ayıp Foster’lar pek burnu havada insanlar olduğu için pek geleni gideni olmazdı zaten koruları da öyle bir yerdeydi ki gelenlere adeta “gelme” der gibi. Adamı görünce şaşırdı Winnie adam basit bir tarif soruyordu sadece ama Winnie yabancılarla konuşmaya alışık değildi o sırada anneannesi çıkageldi zaten. Ve adama ne istediğini sordu. Adam eskilerde burada yaşayan birkaç kişiyi sordu kadın tam tanımıyorum diyecekken bir ses duyuldu. Çok hoş narin bir ses bir çalgı sesi gibi daha çok kar küresi içinden gelen o naif mırıldanmalar gibi. Anneannesi yıllardır bu sesi duyduğunu ve bu sesin orman perilerine ait olduğunu savundu. Oysa bu sesi çıkaran korunun diğer ucunda yaşayan anne Mae Tuck’tı. Bir müzik kutusu vardı yıllardır yanından ayırmazdı tabi artık yılların pek önemi yoktu Tucklar için. Kendilerinden ayrı yaşayan iki oğlunu bile 10 yılda bir ziyaret ederlerdi. Çünkü 40 yıl geçse bile Jesse (küçük oğlu) hep 17 yaşında kalacaktı. O gün de 10 yılın ardından buluşma günüydü Jesse her şeyin başladığı o pınarın önünde oturmuş diğer aile üyelerini bekliyordu. Ama aile üyelerinden önce yanına Winnie Foster geldi. Evden ilk defa bu kadar uzağa gelmişti ve çok susamıştı. Jesse’yi izledi bir süre o kadar beğenmişti ki izlemeden edemedi. O sırada Jesse önündeki taşı kaldırıp pınardan biraz su içti ve susamış olan Winnie istemsiz bir ses çıkarınca Jesse döndü ama bu Tuck’ların başına gelecek en kötü şeydi çünkü pınar bir sırdı ve söyleyemezdi söylese de kim inanırdı ki buna.

O sırada diğer üyeler geldi ve anne Tuck direkt Winnie’yi alıp uzak ve sakince bir yere gitti. Ve başladı anlatmaya olanları. Çok uzun yıllar önce yaklaşık seksen yedi yıl önce buraya gelmişlerdi. Ormanın içinden geçerken bu pınarı görmüşler ve tüm aile bu sudan içmişler ama haberleri yokmuş tabi bu pınarın etkisinden. Günler sonra düştüklerinde hiçbir şey olmamasından, vurulduğu halde ölmemesinden ve sudan içmeyen kedilerinin ölüp, içen herkese (atları dahil) hiçbir şey olmamasından pınarın etkisini anlamışlar.  

Onlar bunları anlatıyordu fakat Winnie duyduklarına inanamıyordu. Bu durumu anlayan Angus  (baba) onu evlerine götürdü. Ama kaçırdıkları bir şey vardı sarı takım elbiseli adam başından beri bu konuşmaları dinlemişti. Tuckların evine geldiklerinde Winnie pek huzursuzdu çünkü tertemiz odalarda büyümeye alışan, yemeğini önlüksüz yemeyen ve gece yatarken bile özel kıyafet giyen kız birden kendini eski püskü bir evde bulmuştu. Ailecek tekrar konuştular ve küçük kıza o sudan içerse neler olacaklarını anlattılar. Kararı da kendisine bıraktılar. Bu sırada sarı takım elbiseli adam aileye ve polise haber vermişti. Niyeti bu koruya sahip olup o pınarı satmaktı. Şefle birlikte Winnie’ yi buldular. Mae Tuck Winnie’yi götüreceği için sarı takım elbiseli adamı öldürdü. Hemen hapishaneye gönderildi. Küçük kız ise ailesi ile evine döndü ama içi buruktu onları sevmişti ve Mae onu götürmek istediği için sarı takım elbiseli adamı vurmuştu, o kötü biri değildi. Tuck ailesinin küçük üyesi Jesse ise Winnie’ yi sevmişti ve evini ziyarete geldi. Ona pınardan bir şişe su verdi onun gibi 17 yaşına geldiğinde dilerse içmesini ve sonra onla kaçmasını, sonsuz yaşamasını söyledi. Bu Winnie’ yi çok mutlu etmişti Jesse ile sonsuza kadar yaşama fikri çok güzeldi. Bir yandan da plan yaparak küçük kız ile Mae Tuck’ı hapisten kaçırdılar. Ve kaçtılar.

                                                               

Winnie’ye kalan bir şişe sonsuzluk suyuydu ve de ölümle yaşam arasındaki o kararı. Aradan yıllar geçti uzun yıllar. Tuck'lar kasabaya tekrar geldiler ama kasaba çok değişmişti. Mezarlıkların olduğu bir bölüm vardı. Herkes merak içinde akıllarındaki sorunun cevabını arıyordu. Küçük kız o sudan içip sonsuz mu olmuştu yoksa ölmüş müydü?

Karşıda duran Winnie Foster ( Anne ve iyi bir eş ) yazan mezar taşı her şeyi özetliyordu.

SON.

Tabi bu öykünün daha birçok ayrıntısı var onu da kitabın tamamını okuyarak keşfetmenizi öneririm. Ama kısaca o mutlu bir şekilde normal olmayı, sonsuz yaşamaya tercih etti diyebiliriz. Zaten yaşamak tadı olmadan yüzyıllar sürse de ne anlamı vardır ki? Yıllarca bir yaşta olmak ruhu besleyecek bir oran sayılır mı? Ya da mutsuz olup sonsuz olmak ne derecede yaşamayı anlamlı kılar? Nasıl baktığınız çok önemli ama bizim yaşadığımız hayat bir roman değil. İyi veya kötü ama sonlu. Bunu bilmeliyiz ve yazarımız Natalie Babbitt’in de dediği gibi : "Uzun mu kısa mı olduğuna bakmadan hayatı sevmeli insan” …

Keyifli okumalar J

 

 

 

Nurdan K.

Nurdan K.

İnönü Üniversitesi - Okul Öncesi Öğretmenliği

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.