post-thumb

BİYOLOJİK SİLAHLAR

    Hepimizin çok sık duyduğu fakat ne olduğundan pek emin olamadığımız biyolojik silahlara gelin bir göz atalım. Corona sizce bir biyolojik silah mı veya olma ihtimali var mı? Veya ebola? Bir kısmımız çocukluğumuzdan hatırlayacaktır; bir ara şarbon konusu sürekli ana haber bültenlerinde yer alıyordu…

   Konvansiyonel(top,tüfek,tabanca..) silahlar mı yoksa biyolojik silahlar mı sizce daha tehlikeli? ülkeler biyolojik silahlar konusunda neden bu kadar hassaslar ? Merak ettiğiniz tüm soruların yanıtlarını yazıyı okuyup bitirdiğinizde bulacaksınız. Öncelikle biyolojik silahların ne olduğuyla başlayalım;   

Biyolojik Silah Nedir?

Biyolojik Silahlar: insanların, hayvanların, bitkilerin öldürülmesi veya büyük felaketlere(salgın vb.) yol açmak için; virüslerin, bakterilerin, mantarların veya benzeri zehirli organizmaların laboratuvar ortamlarında üretilerek bilinçli olarak yayılmasının sağlanmasıdır.

         Şarbon, zehirli bakteriler, veba gibi biyolojik silahlar kullanıldığı durumda tespit edilip kontrol altına alınana kadar çok kısa bir süre içerisinde, halk sağlığı için büyük bir tehlike oluşturabilirler ve epidemic salgınlara yol açabilirler.

         Biyolojik silahlar; kimyasal silahlar , radyoaktif silahlar ve nükleer silahlar gibi çok yıkıcı etkilere sebep olabilirler. Fakat biyolojik silahlar diğer silah türlerinden farklı olarak yerleşim yerlerine, binalara ve yapılara zarar vermezler.

         Şimdi de biyolojik silahların genel özelliklerini madde madde ele alalım:

BİYOLOJİK SİLAHLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ

  • Canlılara zarar veren en tehlikeli silahlardandır. Çok küçük miktarları bile öldürücü olabilir. 
  • Genellikle etkileri ani olarak ortaya çıkmaz. Belirtilerin ortaya çıkışı günler, bazen de haftalar alabilir. 
  • Beş duyuyla varlıkları anlaşılmaz ancak özel cihazlarla tespit edilirler. Belirtileri belli bir kuluçka döneminden sonra ortaya çıkacağı için fark edilmeleri geç olabilir.  
  • Laboratuvar ortamında ya da yapay koşullarda kolay ve ucuz yöntemlerle üretilebilirler. Hastalık yapma kabiliyetlerini arttırmak, mevcut ilaçlara dirençli hale getirmek ya da çevrede yayılma yeteneklerini arttırmak üzere laboratuvarlarda değişikliğe uğratılabilirler. 
  • Vücuda solunum, sindirim sistemi ve deri yoluyla girerek hastalık yaparlar. 
  • Yaşayan organizmalar olduklarından uygun ortamlarda hızla çoğalma ve kalıcı hale gelme özelliğine sahiptirler. 
  • Koruyucu önlemlerden etkilenmeyecek şekilde ortama uyum sağlayabilirler. (Örneğin şarbona sebep olan bakterinin kendisi yüksek ısıda kolayca öldüğü halde zorlu fiziksel ve kimyasal çevre koşullara son derece dayanıklı “spor” denilen yapılar oluşturarak bu zorlu koşullarda on yıllarca hayatta kalabilmektedir.) 
  • Bulaşıcı olanları da mevcuttur. İnsandan insana ya da hayvandan insana bulaşanları çok geniş kitleleri etkileyebilir. 

Biyolojik silahların etrafa yayılmaları; havaya püskürtülmeleri, insanlara hastalık taşıyan hayvanların enfekte edilmeleri veya gıdaların ve suların kirletilmesi ile sağlanabilir. 

 

Tarihteki Biyolojik Silah Saldırıları:

-         Bilinen ilk biyolojik silah örneği 1347 yılında Karadenizden İtalya’ya dönen gemilerden geldiği düşünülen veba salgınıdır. Moğollar tarafından bulaştırıldığı düşünülmektedir. Salgında Avrupada 25 milyon kişi ölmüştür. O dönemde bu sayı Avrupanın 3’te 1’ini oluşturmaktadır.

-         1710 yıllarında Tatar kuvvetleri veba bulaşan cesetlerini  Rus kuvvetlerinin üzerine atmışlardır.

-         1763 yılında İngilizler yerli halk olan Kızılderililer isyan edince çiçek virüsü bulaştırılan battaniyeleri dağıtarak isyanı önlemeye çalışmış ve bu durum sonrasında büyük bir salgına dönüşmüştür.

-         1’inci Dünya Savaşı sırasında Almanya savaştığı devletlerin sahip olduğu at ve sığırları şarbon ve ruma ile enfekte etmeye çalışmıştır. Ayrıca 1915’te Rus direnişini zayıflatmak için St.Petersburgda veba salgını yaymaya çalışmıştır.

-         1937-1945 yılları arasında Japonya Çin yakınlarındaki Mançurya bölgesinde çeşitli biyolojik silahlar kullanmıştır. Ayrıca 731.bölge adı verdikleri yerde Üç binden fazla insanı denek olarak kullanarak(esir alınan askerler vs.) çeşitli biyolojik silah testleri yapmış ve bu insanlar yapılan deneyler sırasında ölmüştür. Japonya; veba, şarbon ,sarı humma, çiçek virüsü, hepatit. kolera gazlı silahlar üretmiş ve bu silahları Çin devletinin sularına ve gıdalarına bulaştırmaya çalışmıştır.

-         Japonlar ayrıca Mançurya bölgesinde veba taşıyan pirinç tanelerini uçaklarla halkın üzerine atmış ve fareler bu pirinçleri tüketerek veba salgını taşıyıcısı olmuşlardır. Milletler Cemiyeti heyeti biyolojik silahları araştırmak için Japonya’ya geldiğinde, Japolar heyetin yiyeceğine kolera mikrobu bulaştırmaya çalışmışlardır.

-         İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Japonya biyolojik silah programını sonlandırdığını açıklamıştır. Ve 1982 yılında Japon hükümeti savaş dönemindeki biyolojik silah faaliyetler için üzgün olduğunu açıklamıştır.

-         İkinci Dünya Savaşından sonra ABD de bioyolojik silah programını devreye sokmuştur. ABD, insanlara karşı kullanılması için  Brusella adlı bakteriyi üretmiştir. 1969 yılına gelindiğinde ABD de biyolojik silah programını sonlandırdığını açıklamıştır.

1972 yılında Biyolojik Silahların Kısıtlanması(BCW) konferansında üye ülkelerin biyolojik silah; üretme, test etme, deney faaliyetleri, depolama, stoklama faaliyetleri yasaklanmıştır. Bugün 170 den fazla ülke bu anlaşmanın tarafıdır.

-         SSCB(Sovyetler Birliği) bu anlaşmaya rağmen sonrasında biyolojik silah üretimi faaliyetlerine devam etmiştir. SSCB de biyolojik silah üreten birimin eski başkan yardımcısı çiçek virüsü taşıyan bomba ve kıtalar arası balistik füze ürettiklerini açıklamıştır.

-         SSCB’de 1979 yılında Sverdlovsk askeri üssünde çalışan Sovyet teknisyenlerin hatası sonucu 1 gr lık şarbon sporu havaya karışmış ve bunun sonucunda 68 kişi ölmüş ve yaklaşık 100 hektarlık bir alan yerleşime kapanmıştır.

-         1990 larda dini bir örgüt olan Aum Shinsikyo, Tokyo’da şarbon ve boturizm saldırıları yapma teşebbüsünde bulunmuş fakat başarısız olmuştur.

-         ABD’ de 11 Eylül saldırılarından sonra çeşitli kurumlara posta yoluyla şarbon mikrobu gönderilmiş ve 5 kişi hayatını kaybetmiştir.

-         2014 yılı Kasım ayında ise ülkemizde farklı başkonsolosluklara ve Ankara Adliyesine sarı renkli toz madde içeren mektuplar gönderilmiş fakat yapılan testler sonucunda herhangi bir biyolojik silaha rastlanmamıştır. Bu durum da biyolojik silahların korku unsuru olarak da kullanılabileceğini göstermiştir.

 

Biyoterörizm günümüzde giderek artan bir tehdit haline gelmektedir. Bugün 17 ülkenin aktif olarak biyolojik silah ürettiği ve stokladığı düşünülmektedir. Ve geçmişlerine baktığımızda hiçbir devletin sandığımız kadar masum olmadığını da görmekteyiz…

 

     Faydalanılan kaynaklar:

www.who.init

www.birtannica.com

www.afad.gov.tr/

 

Murat Meşe

Murat Meşe

Web developer, electronic engineer

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.