post-thumb

HÜZÜNLÜ DEĞİLİM MİZACIM BÖYLE

    Mazoşist değiliz ama acı çekmeyi severiz. Uzun uzun edebiyatını, felsefesini, sosyolojisini , sanatını neyi  varsa yaparız. Acılarımıza cigaralar yakar, rakı sofraları kurarız; bir efkar basar türküler söyleriz. Sevinçten daha iyi ağırlarız onu. Sevinçleri herkese açarken acıyı sadece dostlarla paylaşırız. Acının, yaranın her rengini her tonunu biliriz. Aşk acısını, gurbet yarasını, öksüz ağrısını, yetim sızısını, sıla hasretini, ölümün soğuk yüzünü  her zerremizde yaşar, iliklerimizde hissederiz.  Çünkü “hüzün ki en çok yakışandır bize, belki de en çok anladığımız.[1]

    Medeniyetler beşiği Anadolu’ya ata yurttan Faruk Nafiz gibi gurbeti gönlümüzde duya duya[2] geldik. Sıla hasretiyle devletler kurduk, bağımsızlık uğruna şehadet şerbetleri içtik. Devlet bekasına kardeşimizi, babamızı  feda ettik. Cihan harbinde vatan uğruna anadan, yardan geçtik. Ahmed Arif diyor ya hani tam da öyleydi aç kaldık, susuz kaldık, hayın karanlıktı geceler…  Her yerimiz yaralandı, yüreğimiz yorgun düştü; ter gözlerimizden aktı. 

    Yaralarımızı sararken ağıtlar yaktık, şiirler yazdık, türküler söyledik. Milattan önceden beri acılarını yazan, haykıran bir milletin çocuklarıyız. Öyle ki acılarımızın her türünü farklı isimlendirmişiz. Gam, keder, kasvet, melal, ıstırab, hüzün, kahır, yeis, efkar, tasa, dert, mihnet, elem, üzüntü, kaygı, endişe,  hasret, hicran … bunlardan bazıları. Her acıyı farklı adlandıracak kadar yaşamış ve tanımışız. Topyekun  melale aşinayız. [3] 

Neden hüzünlüyüz? Neden türküler dinlerken gözlerimizi ufuklara dikeriz, neden ıstırablı şiirleri içten okuruz, neden yaramıza tuz basan şarkıları çevirir çevirir dinleriz? Niçin dram filmlerini severiz? Hele annelerimiz neden diziler karşısında gözyaşı döker? Çünkü biz hüzünlü değiliz mizacımız böyle[4].

    Hüzün bizim için bir yaşam biçimi değil yaşamın ta kendisi. Bizim için yaşamak demek acı çekmek, acı çekmeye devam etmek, bir şeylere üzülmek, üzülebilmek demek. Şiirini ağıtlarla, mersiyelerle; romanını mutsuz sonlarla; tiyatrosunu dramlarla dolduran insanlarız biz. Mutlu sonları sadece masallara sadece hayallere yazarız ve yakıştırırız.

    Memleketin dağlarına, dağların dumanına, deva bulamadığımız gamzeye, kimseye etmediğimiz şikayete, yalandan yüzümüze gülen dünyaya, kandığımız dünyanın rengine, gördüğümüz göçmen kızına, sevgilinin nazına… ezgiler, sözler dizdik. Bizde acı ata yadigarıdır, bin yıllık tarihi var[5]. Bunu hep böyle bilir böyle yaşarız.

Bazen de bu durumu sorgularız Yavuz gibi:

Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu?”

Şair Hikmet’iniz olayım:

”Çün ezelden gamı turab ile yoğurulmuş bedendir bu”

 



[1] Hilmi Yavuz- Nazım Hikmet isimli şiiri.

[2] Faruk Nafiz Çamlıbel- Han Duvarları şiiri.

[3] Ahmet Haşim

[4] Rina filmi Memo karakteri repliği.

[5] A. Hicri İzgören- Kılıç Artığı Poetikler şiiri.

Sizden Gelenler

Sizden Gelenler

Sizden gelen yazıları yayınlıyoruz

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.