post-thumb

KURBANLARIN KURBANLARIYIZ



AİLEMİZİN ÖYKÜSÜ BİZİM ÖYKÜMÜZDÜR

    Annenizin korkularını, ilişki örüntülerini, olaylar karşısında vermiş olduğu tepkileri hiç düşündünüz mü? Bu uzun yaşam serüveninde gözünüzü ilk açtığınızda gördüğünüz kişi ilk yol arkadaşınız olan annenizi ne kadar tanıyorsunuz veya onun annesini… Yaşam çok uzun bir yolculuk ve bu yolculuk izlerini henüz anne karnında döllenen yumurta ile değil çok daha derinlerde taşırız. Bu yazımda kaçınılmaz son olan ve en az üç kuşak süre gelen aktarıma değineceğim ancak şunu belirtmeliyim ki atalarımızdan miras kalan duyguları genetik kodlara yüklersek işin içinden çıkılmaz bir hal alır. Çünkü bunu destekleyen kitaplar, araştırmalar hatta kuramlar mevcut. Şimdilik biyolojik formları bir kenara bırakıp köken aile geçmişimizi sorgulayalım. Bizi biz yapan  çocukluk yıllarımızı…



 

İlk çocukluk döneminde ebeveyn tutumları kişinin kendisi olmak üzere; dünyaya ve insanlara ilişkin şemalarının oluşmasını sağlar. Bu şemalar duygu, düşünce ve davranışlarda ortaya çıkar. Bakım verenin çocuğun ihtiyaçlarını erken veya geç değil tam vaktinde karşılaması, çocuğa hem fiziksel hem duygusal açıdan yakın olması kritik noktadır.  Bakım verenin sevgiyi hissettirmesinin birçok yolu olsa da en   etkili yöntemlerden biri yumuşak bir dokunuş’ tur. Anaç ve   sevgi dolu bir dokunuş benliğin gelişiminde büyük rol oynar.  Hatta bu öylesine elzem bir ihtiyaçtır ki şefkatli bir dokunuştan mahrum bırakılan bebekler ölebilir.

Sevgiyi uygun yollarla göstermek çok önemlidir.  Maslow sevgiyi; sağlıklı ve sağlıksız olmak üzere iki başlık altında incelemiştir. Sağlıklı sevgi; ben merkezli ve sahiplenici olmayan, hoş, doğal, ruhu iyileştiren, kuşku, kin, kaygı ve duygusal savunma mekanizmaların en az seviyede ortaya çıktığı sevgidir. Sağlıklı bir sevgi kişinin kendisini gerçekleştirmesine imkan tanımaktadır. Sağlıksız sevgi ise ben merkezlidir,  gelişimi sekteye uğratır. Güvenli bağlanan bireyler olumlu yakın ilişkiler kurarken; güvensiz bağlanan bireyler sağlıksız ilişkiler içerisinde bulur kendini. 





Ebeveynleri tarafından demokratik  ve yapıcı tutumla yetişen çocuk önce kendini sever ve güvenilir kabul eder. Olumlu bir benlik yapısı oluşturur özsaygısı yüksektir. Ardından çevresindeki kişileri sever; Ben değerli, iyi, güvenilir bir insanım; çevremdekiler de güvenilir ve sevilmeye değer bu demek oluyor ki dünya iyi bir yer’ düşüncesi oluşur. Çevresindeki kişileri dinler, anlar, empati kurar  sosyal ilişkileri güçlüdür. Bu durum bireyin dengeli ve sağlıklı ilişkiler geliştirmesine katkı sağlar ancak her çocuk sevgi dolu bir ortamda yetişmez. 

    
Ailenizin sevgiyi yansıtma biçimini düşünün. Seni seviyorum. Yalnızca benim çocuğum olduğun için değil aramızdaki sevgi biyolojik bağların getirdiği zorunluluğun çok daha ötesinde’  Aramızda bu mesajı alan kaç kişi vardır veya aktaran kaç ebeveyn? Ancak onları suçlamadan önce küçük bir hatırlatma:
Mahrum kaldığınız, eksikliğini yaşadığınız veya hiç bilmediğiniz bir duyguyu çocuğunuza hissettiremezsiniz. Bir dönemin mağdurları başka bir dönemin zalimleri olarak çıkabiliyor karşımıza. Belki de yeterince sevgi göremeyenler Kurbanların Kurbanlarıdır.

              

Son Olarak Sendeyiz

Köken ailen tarafından açık ya da örtük bir şekilde verilen mesaj neydi? Bir çocuk olarak ailedeki konumun nasıldı? Nasıl biri olman istendi? Biraz ipucu vereyim: “Ayşe ailemizin en zeki çocuğu, Zeynep annen gibi vurdumduymazsın, Özge’nin de elinden her iş gelir tıpkı halası gibi, Mehmet sessiz sakin bir çocuk, Bahadır dedesinin adını taşıyor adının anlamı gibi cesur bir çocuk, Osman büyük adam olacak babası gibi olmayacak…”