post-thumb

COĞRAFYA KADER Mİ?

Son zamanlarda sıklıkla sosyal medyada gördüğümüz zaman zaman bizimde sorguladığımız coğrafya kader midir sorusuna bu yazımızda değineceğim.


Öncelikle coğrafya tanımı ve ünlü sözümüze kaynaklık eden çevresel determinizm  paradigmasına kısa bir bakış atalım. Coğrafya bir yandan yeryüzünün fiziki süreçlerini anlamaya çalışırken, diğer yandan dünyanın farklı bölge ve yerleri arasındaki farklılıklar ve benzerlikleri tespit etmeyi amaçlamış, insanın mekânsal organizasyonu ve bu organizasyonu yöneten kuralları ortaya koymaya çalışmış, bir yandan da insanların doğal ortamları ve bu doğal ortamın farklı unsurları ile nasıl bir etkileşim içerisinde olduğunu anlamaya çalışmıştır. Pattıson coğrafyanın bu farklı tanımlarına vurgu yaparak, insan-çevre geleneğinin mekansallıkla birlikte coğrafyanın özünü oluşturduğunu belirtmiştir. Peki coğrafyayı kader olarak nitelendiren çevresel determinizm nedir?

 İnsan-çevre etkileşimi  insanlık ile birlikte her zaman tartışma konusu olmuş ve bu etkileşimle birlikte 19 yy. da çevresel determinizm olarak hayatımıza yerleşmiştir. Çevresel determinizm fiziki çevrenin kültürü şekillendiren hakim güç ve insanoğlunun esas itibariyle doğal ortamın pasif bir ürünü olduğu iddiasına sahiptir. Çevresel determinist kültürlerin tamamen doğa tarafından şekillendirildiğini, dolayısı ile benzer fiziki çevrelerin benzer kültürler ortaya çıkarttığını savunur. Örneğin dağ  insanların basit, geri, tutucu, yaratıcı olmayan ve özgürlüğüne düşkün olmalarının engebeli arazi tarafından belirlendiğini belirtirler. Yine deterministlere göre çöl sakinleri tek tanrıya inanmaya, ancak zorba yönetimlerin egemenliğinde yaşamaya eğilimlidir. Bu düşünceye göre yenilikleri, endüstriyi ve demokrasiyi ılıman iklimler ortaya çıkartmıştır. Çevresel determinist görüşü 19 yy.da taraf bulsa da ilk çağlardan beri insanlığın algısında var olan bir görüştü. Öyle ki  M.Ö. 5. yy. da Hipokrat hastalıklarla fiziki çevre arasında ilişki kurmaya çalışmış ve belli hastalıkların, belli özelliklere sahip yerlerde ortaya çıktığını tespit etmiştir. Hipokrat, rüzgâr, içme suyu ve mevsimlik iklim değişmelerinin insan sağlığına etkilerini sorgulayarak çevrenin insan üzerinde etkili olduğu görüşünü ortaya koymuştur.

Aynı şekilde Semple (1911) insanın doğanın yoğurduğu bir çamur olduğunu ve insan gelişiminin ancak fiziki koşulların uygun olduğu yerlerde olabileceğini iddia ediyordu. Semple, “Subtropikal Akdeniz havzasının güneyindekiler uysal, zorunlu haller dışında tedbirsiz, keyfine düşkün, duygusal, hayalci gibi ekvatoral kuşağın siyahlarının ölümcül ırksal noksanlıklarına sahiptir” şeklindeki keskin ifadeleri ile bu görüşü savunuyordu 

Huntington ise iklimin asıl belirleyici unsur olduğunu belirterek “Birçok ülkede insanların tembel, sahtekâr, ahlaksız, aptal ve isteksiz olmasının en önemli sebeplerinden birisi iklimdir” demiştir

Görüldüğü gibi bilimsel çalışmalarla uğraşan kişilerin farklı tarihlerde hep aynı şeyi dile getirmiş ve uzun süre bu paradigma hayatımızda varolmuştur. Bizlerde son zamanlarda sosyal medya üzerinden sıklıkla duyduğumuz ve bazı durumlarda hak verdiğimiz ‘’ Coğrafya Kaderdir’’ sözü ile insan-çevre etkileşimini savunur hale geldik. Peki coğrafya kaderdir sözü kime ait ve hangi tarihlerde hangi çalışmalar ile kullanılmıştır?

                                                                         

İbn-i Haldun 27 Mayıs 1332’de Tunus’ta doğar. Modern historiyografi, (tarih yazımı) sosyoloji (toplum-bilim) ve iktisatın öncülerinden kabul edilir. 14. yüzyılın düşünürü, devlet adamı, toplumbilimcisi ve tarihçisi olan İbn-i Haldun köklü bir aileden geldiği için iyi bir eğitim almıştır. İbn-i Haldun bulunduğu dönemi çok iyi belgelemiştir. Siyasal yaşamdan çekildiği dönemlerde adını tarihe geçiren 7 ciltlik dünya tarihi Kitâbu’l-İber ve Mukaddime'yi yazdı. Mukaddime kitabı 6 bölümden oluşmaktadır.

Mukaddime isimli eserinde İbn-i Haldun fiziki koşulların özellikle de iklimim insan kültürü ve karakterini önemli ölçüde belirlediğini savunmuştur. O’na göre yeryüzünde 7 iklim (bölge) vardı. Birinci iklim en güneyde, 7. iklim de en kuzeyde olacak şekilde iklimler güneyden kuzeye sıralanıyordu. Birinci ve yedinci iklimler ve onlara bitişik olan ikinci ve altıncı iklimler insan gelişimini kısıtlıyordu. İnsana ait iyi ve güzel ne varsa üç, dört ve beşinci iklimde ortaya çıkıyordu. İbn-i Haldun’a göre “iklimleri mutedil olduğu için bu iklimlerin insanları en mükemmel insanlardır…Bunların ev ve konaklarını yüksek ve nefis bir sanat eseri olarak süslü, nakışlı ve yüksek olarak inşa ettiklerini de görüyorsun”. Birinci, İkinci, altıncı ve yedinci iklim bölgelerinde yaşayanların ise “kılık ve ahlakları dilsiz hayvanların kılık ve ahlaklarına yakındır…bunlar vahşi, kaynaşıp, anlaşmış kişiler olmayıp birbirini yerler”

görüldüğü gibi İbn-i Haldun'un ünlü sözü ile çevresel determinizm paradigması birebir örtüşmektedir. bu doğrultuda bakıldığında uzun yıllar bu görüş hep varolsa da insani sadece fiziki etkenlerle sınırlandırarak kategorize etmek çok da doğru değildir. Sosyal bilim teorileriyle yeni tanışanlar hemen fark etmese de çevresel determinizm tezi büyük yanılgılarla doludur. Bu yanılgının temel sebebi bu anlayışın kültürel birikimi dikkate almamasıdır. Her biri kültürel yapının bir sonucu olan yönetim şekli, sosyal organizasyonlar ve kurumlar, kişisel özgürlükler, dini inanışlar, diğer toplumlarla ilişkiler gibi unsurlar bir toplumun ne kadar gelişebileceği konusunda çevresel faktörler kadar, hatta onlardan daha fazla rol oynayabilir. 

Diğer taraftan çevresel determinist düşünce kadercidir. Toplumların kaderinin sadece çevresel faktörlerce belirlendiğini, insanın ne yaparsa yapsın bu kaderi değiştiremeyeceğini savunur. Bu düşünce dezavantajlı koşullara sahip toplumların ve kişilerin gelişme ve kalkınma imkânının olmayacağını bilinçaltına inşa ederek tehlikeli bir işlev görür. Mesela bu felsefe ile hayata bakarsak olumsuz çevre faktörlerine sahip bir öğrencinin, daha olumlu çevre koşullarına sahip öğrencilere göre başarılı olma şansı yoktur. Oysaki başarı çevre koşullarıyla birlikte bireysel bilgi birikimine, motivasyona ve disipline bağlıdır ve bu faktörler sayesinde olumsuz çevre koşulları bertaraf edilebilir.

İbn-i Haldun bir başka sözünde şöyle der: İnsan beyni  değirmen taşına benzer, içine yeni birşeyler  atmazsanız kendi kendini öğiütür durur… 

Coğrafya kader değildir.


 

 


Rabia ÇETİNDOĞAN

Rabia ÇETİNDOĞAN

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.