post-thumb

Oslo 31 Ağustos

Yok olup gitmek isteyen biri - siz buna intihar da diyebilirsiniz- için hangisi söylenebilir? Gerçekten yok olmak mı yoksa ben buradayım, beni anlayın mı demek istiyordur? İnsanoğlunun çıkmaz sokaklarından biri de budur. Kalsam mı? Gitsem mi? Kalsam ne değişir acaba diye düşünür durur. Teknoloji ve modernleşmenin getirdiği binlerce iletişim kanalını yine onun getirdiği iletişimsizlik kapatmıştır. İnsanlarla bir arada iken bile konuştuğumuz tek şey kendi hayatlarımız. Kendi hayatlarımıza bu denli gömülmek karşıdakini anlamayı elbette zorlaştırır. E tabii anlaşılmayan birey için yalnızlık kaçınılmazdır. Oslo 31 Ağustos filmi insanlar arasındaki iletişim kopukluğunu ve bunun getirdiği yalnızlığı son derece etkileyici bir şekilde ele alır. Joachim Trier'in yönettiği film 2011 yapımı dram filmidir. Anders Danielsen Lie, kendine hayran bıraktıran oyunculuğuyla yalnızlığı, melankoliyi seyirciye kusursuz bir şekilde aktarırken ayrıca yönetmenin yansıttığı Norveç'in soğuk ve depresif manzaraları karakterlerin duygularını destekler niteliktedir. Her karakterin griler içinde kalmış yüzü iletişimsizliğin getirdiği tekbaşınalıktan muzdarip olduklarını gösterir. Fakat hepsi kendince bunu onarmanın yollarını bulmuştur -her ne kadar etkili olmasa da-. Kimi kariyerine odaklanmıştır kimi de çocuk yapıp bir aile kurma hayali kurar. Anders de içindeki boşluğu kapatmanın bir yolu olarak bunlara yakın derecede çürük başka yollar seçer. Kaldığı klinikten yeni bir yaşam umudu ile ayrılıp bir işe başlamak ister fakat iş başvurusu sırasında uyuşturucu tedavisi görüyor olması "olağanüstü” karşılanır. Bu durum elinde kalan son umut kırıntılarını da yitirmesine sebep olur. Halihazırda var olan uyuşturucu bağımlılığından kurtulması gerektiği için, bağlanacak başka bir şey arar. Birini arar. Bunun için de "Sevgi arıyorum, birileri bana acısın istiyorum." der. Birkaç yakınlaşma girişiminde bulunur fakat bu onun için artık hiçbir anlam ifade etmiyordur. İstediği şey bunlar değildir. Boşluk hissi, yalnızlık ve dünyevi her şeyin bu kadar anlamsız oluşu Anders'e tekrar ilk sorduğumuz soruyu sordurtur. Kıyıda köşede gibi görünen bu ufacık hayat ile mutluluğun ne olduğunu, yaşamımızın kendi tercihlerimizle mi şekillendiğini, asıl istediğimizin ne olduğunu tekrar sorgulatacak bu film kesinlikle izlenmeye değecektir.

Sizden Gelenler

Sizden Gelenler

Sizden gelen yazıları yayınlıyoruz

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.