post-thumb

VAROLUŞSAL YOLCULUK; VAROLUŞSAL TERAPİ

Hayatın karmaşası içinde bir yanımızda geçmişin izleri diğer yanımızda geleceğin kaygısı…Peki ya şu an?Kaçımız şimdiki zamanın farkında olarak yaşıyoruz?Hiç durup düşündünüz mü geçmişe ya da geleceğe etkisi olamayan insanoğlu elindeki tek zaman dilimine yani “şimdiki zamana” neden bu kadar uzak?Yaşamımızın sorumluluğunun ne kadarını alıyoruz?Günlük hayatta olduğu gibi psikoloji dünyasında da bir zamanlar geçmişin hakimiyeti vardı.Freud’un çocukluk yaşantılarının insanın yetişkinlik yaşantısı üzerinde çok derin izler bıraktığını söylemesi psikoloji dünyası için bir devrimdi.Peki “çocukluğa inmek” psikolojik problemleri çözmeye yetiyor muydu? Avrupa’da yirminci yüzyılın ilk yarısı savaşlar ve karmaşalarla geçmişti.Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik bir karmaşaya İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelen soğuk eşlik etmeye başlamıştı.Bunlarla beraber gelen bilimsel ve endüstriyel gelişmeler,giderek artan sanayileşme ve kentleşme insanın doğadan kopmasına ve bunun sonucunda kendine yabancılaşmasına neden olmuştu.Evrenin sonsuzluğunu kanıtlayan yeni buluşlar insanın değerinin azalmasına neredeyse hiçe indirgenmesine neden olmuştu.Toplumun,düşüncelerin gelişip değişmesiyle daha önce hiç yaşanmamış kaygılar ortaya çıkmaya başlamıştı.İnsan kendini geliştirmiş doğaya hükmetmeye başlamıştı.Peki ya insan kendi yarattığı bu yeni dünyanın neresindeydi?İnsan kendi yarattığı uygarlığın esiri konumuna düşmüştü.Bu esirlik dünya içindeki yerinin ve kimliğinin yitirmesine neden olmuştu.Eski dönemlerdeki psikolojik problemlerin temeli olan histeri kavramının yerini yalnızlık, yakın ilişkiler kuramama ya da yakın ilişki kurmaktan kaçınma gibi kavramlar almıştı. Bu sırada psikoloji dünyasında yeni bir akım ortaya çıkmaya başlamıştı.Varoluşçu psikoloji insanın kendisini yaşamakta olduğu zaman içinde var edebileceği ve değiştirebileceği ilkesinden yola çıkarak oluşturulmuştu.Felsefi bir temele dayanan varoluşçu psikolojinin amacı insan yaşamını bütünüyle saydam bir hale getirmekti.Bu ekol geleneksel psiko-analitik akımlarda olduğu gibi yaşamı içsel dürtülerle ve geçmiş yaşantıyla sınırlamıyordu.Varoluşçu ekole göre insan kendini ve dünyalarını yine kendisi yaratabilirdi.Danimarkalı yazar Soren Kierkegaard bu ekolün ilk temsilcilerinden sayılırdı.Kierkegaard “endüstri ötesi” toplumlarda görülen ve her geçen gün biraz daha artan insanca özelliklerden uzaklaşma eğilimine dikkat çekmiş, insanların yalnızca nesne gibi görünmesine karşı çıkmıştı.İnsanlık doğa karşısında güçlü olmayı hep istemişti.Ama bunu yaparken özü olan doğayı gücendirmiş onunla arasındaki bağı zayıflatmıştı.Endüstriyel devrimin ürünlerine bağımlı olmaya başladıkça topraktan,denizden, gökyüzünden uzaklaşmıştı.Doğaya yabancılaşan insanoğlu zamanla kendi bedenine ve ruhuna da yabancılaştı.Peki çözüm neydi?Teknolojinin getirdiği rahatlığa alışan insan yeniden doğaya mı dönmeliydi?Böyle bir şeyin mümkün olmadığı ortadaydı.Hermann Hesse’nin deyişiyle “bütün kuşağın insanlarının iki ayrı yaşam biçimi arasında sıkışığ kalarak kendini anlama yetisini yitirdiği ve her türlü standartın ,korunmuşluk duygusunun ve kabullenmenin elden çıkıp gittiği” zamanlarda yaşıyoruz.Ve artık Freud’un geçmiş odaklı terapileri günümüz insanın sorunları için yetersiz kalıyor. Varoluşçu terapinin temsilcilerinden Rollo May’a göre “Psikoterapinin amacı danışanı geleneksel anlamda tedavi etmek değil ,ne yaptıklarının farkına varmaları ve kendilerini kurban gibi görme konusundan ayrılmalarıdır.”Bu yeni yaklaşım geleneksel yaklaşımlardan farklı olarak danışanı daha aktif bir konuma getiriyordu.Aslında işin özünde kendi yaşamının sorumluluğunu almak vardı.Amaç bireylerin eyleme geçme özgürlüğü ve özgürlüğün beraberinde getirdiği sorumluluğun risklerini kabul etmektir.Varoluşçu yaklaşımda daima sorumluluğu taşımak ve ondan vazgeçmemek önemlidir.Terapide terapist danışanı değerli ve kendi yaşam yolunu seçebilecek yeterlilikte kabul eder.Danışman ,danışanın edilgen tutumunu terk ederek sorumluluk üstlenmesini sağlayacak bir ilişki ortamı yaratmaya çalışır.Böylece danışan kendi sorumluluğunu alarak yaşamın ve kendi benliğinin farkına varır.Kendini tanımaya başlayan insan bütünüyle iyi olabilir mi peki?Bu sorunun cevabını Kierkegaard’dan bir sözle cevaplamayı istiyorum.”Yola çıkmak kaygıyı çoğaltmaktır;yola çıkmamaksa kendini kaybetmektir.Ve en üst anlamıyla yola çıkmak kendi benliğinin farkına varmaktır.” .Yani kısacası varoluşçu terapi yolculuğuna çıkmak bir yere varamamaktır.Hayatın da sürekli devam eden bir yol olduğunu varsayarsak varoluşçu terapi yoldan geçerken geçtiğimiz yolların farkına varmak yürümenin sorumluluğunu almaktır.

Merve Aktaş

Merve Aktaş

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.