post-thumb

VE TANRI DELİLERİ YARATTI

‘Ve tanrı, delileri yarattı.

Kendini akıllı sananlara akıl versinler diye…’

   İşte bu duvar yazısı doğuştan zengin olan, hayatlarını sürdürmeleri için herhangi bir meslek edinmelerine gerek olmayan üç genci etkisi altına almıştı. Babaları zengin olduğundan çalışmalarına gerek yoktu lakin ‘yararlı’ bir birey olmak istediklerinden gazetecilik bölümünü bitirmişlerdi. Tüm dünyanın kendilerinden bahsetmelerini sağlayacak bir televizyon programı yapmanın peşine düşerler.

    Ama bu program hangi konu üzerine olacak buna karar veremezler. İşte bunu düşündükleri o anda bu duvar yazısı onları etkisi altına alır. Bingoo! İşte yapacakları program bu duvar yazısıydı. Bir ‘deli’ bulunacak, onun o kötü hayatı değiştirilecek(zaten ‘akıllılar’ delilerin hayatlarının hep kötü olduğu varsayımındadırlar), ona maddi ve manevi anlamda yardım edilecek ve televizyon karşısındakiler de bu üç genci hunharca alkışlayacaklardı. İşte yararlı, fedakar, merhametli ve iyi kalpli üç ünlü gazeteci! Bundan daha iyi bir program bulunamaz herhalde.

   Bu kararı vermelerinde hayatlarında gördükleri en garip insan olan Haluk da önemli bir etken oldu. Garip mektuplarıyla akıl verir Haluk onlara. Onlar bu mektupları tam olarak anlayamasalar da içlerinde önemli bir şeyler olduğundan eminler. Henüz kendi yolunu bile bulamayan Haluk akıl veriyor onlara en azından yola çıkmalarını sağlar…

   Üç kafadar başlıyorlar deli avına… Fakir bir mahallede aradıkları deliyi buluyorlar: Beş yıldır babaannesiyle yaşayan ve beş yıldır tek kelime konuşmayan Yakup. Ağzından iki kelime söz çıkmıyor diye herkes onu konuşmayan bir deli ilan etmiş.

   Oysa hiç kimse onunla gerçekten konuşmayı denememişti ki.  Zaten bana göre Yakup konuşuyordu. Bahçesindeki tavuklarıyla,  yüz yıllık tahta kapıyla, yaktığı ateşle, kitap sayfalarıyla en çok da Güneşle. Gözlerle konuşmanın en muazzam iletişim yolu olduğundan haberi olmayan insanlar onu konuşamıyor sanıyordu. Bir de bakkal Münir’i var Yakup’un. Günün yarısını sessizce onu dinleyerek geçiriyor. Münir’in en büyük derdi Türkçeyi katleden, edebiyattan anlamayan ve okumayan insanlarımız. İşte Yakup’un hayatı böyle sıradan devam ederken bu üç gazeteci onun bu şahane sıradanlığını elinden aldı.

   Yakup evden kaçar…. Sessizce kaldırımlarla, çiçeklerle, çöp konteynırlarıyla, yırtılmış kitap sayfalarıyla, yağmurlarla ve en sonunda da kendi rüyalarıyla konuşmaya başlar. Onu kimse görmedi, kimse duymadı, kimse hissetmedi. Çünkü insanlar derin bir uykudalar. Acaba uyanmaları için kaç yüz yıl gerekli?

   Gençler bir yerde hata yaparlar: ‘Deli kim, akıllı kim?’ bunun cevabını en başta aramaları gerekirdi. İki seçenekleri var artık: Ya Yakup’u bulup konuşturacaklar ya da kendileri de birer Yakup olacaklar!

    Keşke hepimiz birer Yakup olma gücüne sahip olabilsek. Keşke ruhumuz, dilimizden daha çok konuşsa… Belki o zaman güzel ve yaşanılır bir hale gelir bu dünya… Çünkü hepimiz konuşuyoruz, hiç susmadan, nefes almadan konuşuyoruz. Peki kaçımız mutlu ya da kaçımız derdini anlatabilmiş durumda? Sanki asıl keramet konuşmakta değil gibi… Sanki susarsak, o zaman tüm konuşmayanları anlayabilir ya da en azından onların sessizliğini duyabiliriz…

 

‘VE KENDİ BEDENİ İÇİNDE GURBETİ YAŞAR DELİLER

VE TARİHİ ANCAK DELİLER DEĞİŞTİRİR…’

 

 

‘Ve Tanrı Delileri Yarattı’ romanı ile yıllardır oturtmaya çalıştığı üslubuna bir çözüm arayan Kürşat YOZCU, bu gelgitleri romanına da yansıtmıştır.

Sizden Gelenler

Sizden Gelenler

Sizden gelen yazıları yayınlıyoruz

YORUMLAR

YORUM YAP

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. Yorumunuza yanıt verildiğinde mail ile bilgilendirileceksiniz.